Merhaba Ziyaretçi; Bugün Saat
KÜLTÜR SANAT

KÜLTÜREL AÇIDAN SİNOP


Antikçağ’da Paphlagonia olarak adlandırılan bölgenin kuzey ucunda Sinop’un saptanabilen en eski adı “Sinope” dir. Bu kelimedeki “Sin” kökü ile Asur-Anadolu ilişkisi, Sinope ile de Yunan ırmak tanrısı Asopos’un su perisi kızlarından Sinope kastedilmiştir ki bu da ismin kökenini İyonya’nın bölgedeki kolonizasyonuna bağlamaktadır.

Sinop (Kültür Sanat)Efsaneye göre güzeller güzeli Sinope’yi gören Zeus ona bir anda aşık olur ve gönlünü kaptırdığı Sinope’yi elde etmek için her türlü yolu dener ancak başarılı olamaz. En sonunda aşkına karşılık ona her isteğini yerine getireceğini söyler. Korku içindeki genç kız, Zeus’a kendisine dokunmamasını söyler. Zeus ona dokunmayacağına dair söz verir ve sözüne sadık kalarak Sinope’yi alır en sevdiği yerlerden olan Karadeniz’in cennete benzeyen yemyeşil kıyılarına yani bugünkü Sinop kıyılarına bırakır.

Sinop ismi ile ilgili bir başka fikir de Amazon Kraliçesi Sinova’dan geldiğine yöneliktir. Grek etimolojisine yabancı olan Sin ya da Sind sözcüklerine Yunanistan’ın dışında, Pontus, Doğu Anadolu, İran ve Hindistan’da rastlanmaktadır. Bu da Sinope adının yerli Anadolu dillerinden gelmiş olabileceğini göstermektedir.

Amasyalı Strabon ise kentin kurucusu olarak Arganotlar’dan Teselyalı Otolikos’u göstermekte ve onun kenti ele geçirerek bir Yunan kolonisi kurduğunu yazmaktadır. Kentin ele geçirilmesi, kolonileştirmeden önce kentte yerli bir halkın yaşadığını ortaya koymaktadır.

Zengin bir kültür hazinesine sahip olan Sinop, Anadolu’nun en eski şehirlerinden biri olup, ilin ilk yerleşme tarihi ilk Tunç Çağı ile başlamıştır. Coğrafi konumu nedeniyle antik çağlardan beri deniz ve ticaret kenti olan Sinop’ta Karadeniz’e hakim olmak isteyen bütün kavimler yaşayarak medeniyetlerinin kalıntılarını bırakmışlardır. Bir Helen kolonisi olarak kurulan ve Antikçağ’da Karadeniz’in en önemli kenti olan Sinop, Helenistik dönemde Anadolu’nun yerli kültürleriyle Helen ve Pers kültürlerini birleştirmek isteyen Pontus Devleti’nin de başkentlerinden biri olmuştur.

MÖ 70 yılında Romalıların, MS 395 yılında Bizanslıların, 03 Ekim 1214 yılında Selçukluların, 1461 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun hâkimiyetine giren Sinop, Bizans döneminde Ortodoks Hıristiyanlığı’nın etkisiyle dilde ve kültürde Helenleşmiştir. Türk egemenliğine geçişiyle yayılmaya başlayan Türk-İslam kültürü ise, günümüzdeki yapının temelini oluşturmuştur.

Selçuklu egemenliğinde Sinop baştanbaşa imar edilmiş, şehrin imarı için diğer şehirlerden hocalar ve yapı ustaları getirilmiştir. Candaroğulları döneminde de önemli bir liman olma durumunu koruyan Sinop’a büyük önem verilmiştir. Kültür müessesesi zamanının en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Şehirde cami, medrese, kütüphane, imaret, köprü, han ve hamamlar yaptırılmıştır. Tersanelerinde zamanın en büyük gemileri yapılmaya başlanmıştır. İlim adamları Sinop’ta toplanmış ve büyük himaye görmüşlerdir. Yine bu devirde Türkçe birçok eser yazılarak Türk Kültürü’nün dünyaya yayılmasına hizmet edilmiştir. Sinop darphanelerinde devrin en güzel paraları basılmıştır.

Osmanlı Dönemi’nde de önemli bir liman ve gemi yapımı merkezi olma durumunu sürdüren Sinop’a, XVII. yüzyıl ortalarında uğrayan Evliya Çelebi halkının tüccar, marangoz ve gemici olduğunu ünlü Seyahatnamesinde yazmıştır.

Ancak XIX. yüzyılda Anadolu’nun iç kesimleriyle bağlantı güçlüğü yüzünden, Sinop Limanı önemini kaybetmiş, Trabzon ve Samsun Limanları ön plana çıkmıştır.

Nüfusun çoğunluğu Müslüman olmasına rağmen, bu dönemlerde daha çok Sinop’ta toplanan Hıristiyan azınlıklar ticaret ve zanaatı ellerinde tutmuşlardır. XIX. yüzyıl sonları ve XX. yüzyıl başlarında dışa bağımlı ticaretin gelişmesiyle surların dışında yeni bir yerleşim merkezi ortaya çıkmıştır.

Arkeolojik kalıntıları, etnolojisi ve folkloru ile paha biçilmez bir kültür mirasına sahip olan Sinop, 1991 yılında Türk egemenliğine geçişinin 777. yıldönümünü yaşamıştır.
Milli Mücadelenin başladığı yıllarda Bandırma vapuru ile Samsun’a gitmek üzere yola çıkan Ulu Önder Atatürk 18 Mayıs 1919 tarihinde Sinop’a uğramıştır. Atatürk devrimlerinden harf devrimi Atatürk’ün 15 Eylül 1928 tarihinde ikinci defa Sinop’a gelişleri ile ilimizde başlatılmıştır.

Hatta Sinop’u çok sevdiğini belirten Atatürk bu hislerini “Ne olurdu Sinop’un yarı güzelliği Ankara’da olsa idi” ifadesiyle belirtmiştir.

Cumhuriyetin başlattığı dönüşümler Sinoplular tarafından kolayca benimsenmiş, 1932 yılında kurulan Halkevleri ilin toplumsal ve kültürel yaşamında önemli bir işlev göstermiştir.

O dönemde kurulan Sinop Halkevi pek çok alanda yaptığı faaliyetlerle Türkiye’nin önde gelen halkevlerinden biri olmuştur. Yine bu dönemde Sinop’a ilk sinema halkevi tarafından getirilmiştir. Tiyatro faaliyetleri yapılmıştır. Çok sayıda tiyatro oyunu, gerek açık havada gerekse kapalı salonlarda halka sergilenmiştir.


ANTİKÇAĞ KÜLTÜRÜ


Sinop’un Karadeniz’in en güvenli ve güçlü ticari potansiyele sahip şehri olması Greklerin buraya erken çağlardan beri ilgi göstermelerini ve Ege dünyasının zengin kültürel yaşantısından kopmamasını sağlamıştır. Şehir, tüm deniz kıyısının merkezindedir. 350 mil uzaklıkta, batıda Byzantium, doğuda Phasis, kuzeyde Odessa ve Olbia ve Tanais vardır ve bunlar Sinop merkez alındığında Karadeniz’in de belli başlı noktalarıdır. Kırım ile Sinop arasında 144 mil uzunluğundaki denizin ortasında açık günlerde her iki kıyının da görüldüğünü Strabon’dan beri tüm denizci ve seyyahlar belirtir.

Sinoplu DiyojenMezopotamya ve Anadolu yolları Sivas’tan Karadeniz’e ulaşabilmek için iki rota takip ederdi: Bunlardan ikincisi Sivas, Tokat, Amasya, Kavak ve Samsun yoluydu ki bu yoldan bir kol Amasya’dan itibaren Gümüşhacıköy, Vezirköprü, Boyabat-Sinop bağlantısını sağlardı. Anadolu, Mezopotamya, İran, Suriye, Mısır ve Kilikya malları ve Hindistan, Yemen eşyası Trabzon, Samsun ve Sinop Limanlarına gelirdi. Bu yolların erken çağlardan itibaren kullanılmış olmaları gerekir. Ticaret bağlantısını ve önemini büyük ölçüde denizden sağlayan Sinop’ta kıyı kesimini Anadolu’dan ayıran aşılması güç dağ sıraları Roma yolları yapıldıktan sonra Sinop’un kara ticaretine darbe vurmuş ve buna karşılık Amissus (Samsun) gelişmiştir. Hellenistik dönemde Ephesus’u İç Anadolu’ya bağlayan yolların yapılmasına rağmen Sinop’un Kapadokya ürünleri için Liman olması özelliği uzun süre devam etmiştir. Limanı batıya bağlayan bir kıyı yolunun ise son yıllara kadar yapılamadığı bu yolun çok tehlikeli olduğu ve ekonomik olmadığı bilinmektedir. Günümüzde Sinop’u Anadolu’ya bağlayan en önemli yol Boyabat yoludur ve bunun dışında şehir bir liman karakterini taşımaktadır. Sinop’un ihraç ettiği ürünlerin başında kereste gelirdi. Günümüzde olduğu gibi geçmişte de gemi inşasında ve mobilyacılıkta kullanılan kerestenin önemli bir üretim merkezi İstefan’dı. Balıkçılık da her zaman önemliydi. Strabon, zeytin ağaçlarının çokluğuna işaret ederken, zeytinyağı yöre ve Yunanistan için önemli bir madde olduğunu belirtir. Strabon’un “Sinopik” olarak adlandırdığı kırmızı toprak ise Antikçağ Sinop’unun bilinen en değerli ürünüydü. Kırmızı mürekkep, mineral boyaması olarak üretilen bu madde, boya olarak gemi, tahta, ev, mobilya ve terra cota imalinde kullanılırdı.

Sinop’un Grek kültürü içinde demokratik yaşantısı onun Antikçağ tarihinde neden değişken, özgürlükçü bir felsefe okulu yarattığını açıklar. Sinop’lular Atina’da Diogenes’in kesin net fikirlerini ürettiler. Aklın tabiatı, giderek özgür, cesur ve kinik bir karakter aldı. Bu Atina etkisi ve Sinop Limanının özgür koloni yaşantısı ile açıklanabilecek bir durumdur. Diogenes’in babası ile birlikte Atina’ya Anthistenes’in okuluna gittiği söylenir. Diogenes’in İskender ile karşılaşmasındaki fıçı olayının da belirttiği gibi, insanın insana olan kişisel cesareti, saklamak, yalnız yaşamak, hayatın nimetlerinden şuh bir neşe bulmak, tüm bir kinik karakter özellikleri maceralı bir koloni yaşamının ürünüdür.

Tarihsel ve arkeolojik kaynaklar Sinop’ta 12 Helen Tanrısı’ndan 7 sine inanç olduğunu ortaya koymuştur : Zeus , Apollo, Hermes, Ares, Poseidon ve Demeter. 5 tanrı ise geç dönemde önem kazanmıştır. Dionysos, Asclepius, Dioscurlar, Serapis ve İsis. Sinop’taki 4 mitolojik kahraman ise Autolycus, Phlogius, Perseus ve Heracles’tir. 4 asral tanrı :Helios, Selene, Hydria. Caos ve Sirius. 6 kavram : Nemesis, Themis, Eros, Nike, Hygeia-Fortuna. Robinson, Asurluların kendi inanışlarını buraya getirirken, ay tanrısı Sin’i de şehrin ismi olarak belirttiklerini söylemektedir. Ay kültüründen geliştirilmiş bu inanış “Men” adı altında Pontus yöresinde yaygın bir inanıştı. Şüphesiz geç dönemin en önemli tanrı kültürünü Serapis oluşturuyordu. Sinop’luların Serapis’i diğer Anadolu şehirlerindeki tanrı kültürlerinde olduğu gibi Mısır’dan aldıkları ve Zeus Helios’un yerine Güneş Tanrısı Osiris ve Apis’in bir kombinasyonu haline getirdikleri anlaşılır. Bu kültürle ilgili olarak Sinop’ta bir tapınağın kalıntıları vardır. Bu konuda söylenecek son söz Roma çağında bir çok kentte olduğu gibi bu şehirde de Augustus inanışı ve tapınağının olduğudur.


SİNOP ARKEOLOJİSİ


Sinop arkeolojisi ile ilgili yapılan çalışmaları iki kısma ayırarak incelemek mümkündür. Bunlardan ilki Osmanlı dönemi ve öncesinde Sinop’a gelen seyyahların gördükleri eserler, diğeri de Cumhuriyet döneminde yapılan kazılardır.

Sinop arkeolojisi hakkında ilk yazılı kaynak Strabon’ dur. Yazar, kentin kurulduğu kıstağın iki yanında iç ve dış limanlar , duvarla çevrili kale içinde ise gymnasium, agora ve direkli caddelerden bahsetmektedir.

Sinop Kale1817- 19 yıllarında Karadeniz sahillerini gezmiş olan Ninas Bıjıkyan, kale arkeolojisi hakkında değerli bilgiler vermektedir. 1840’larda Sinop şehrini ve civarını detaylı bir incelemeyle gezen Hamilton, ilk gerçekçi arkeolojik gözlemci olmuştur. 20. Yüzyıl başında Sinop’ta incelemeler yapan Robinson’un yayımladığı makaleler ise şehrin arkeolojisinin olduğu kadar, antikçağ tarihi ve kültürü hakkında da elimizdeki en detaylı kaynaktır.

Sinop’ta yapılan arkeolojik kazılar ise Türk Tarih Kurumu adına yapılmıştır. Bu kazılara Ekrem AKURGAL ve Afif ERZEN başkanlık etmişler, ayrıca Ludvig BODDE de çalışmalara katılmıştır. Bu kazılarla Demirciköy höyüğü sondajlarında ilk tunç çağından kalan katmanlar ele geçmiştir.

Bunun dışında Boyabat ve Durağan’da bulunan kaya mezarları belli bir Frig-Paphlagonia mezar tipinin örnekleridir. Bunlar hakkında sayısız yayın yapılmıştır. Sütunlu alınlık cepheleriyle ve revaklarıyla giriş bölümleriyle ortaya çıkan bu mezarların kaya içine oyulmuş mezar odaları tonozlu ve ölü sedirlidir. Cephelerinde insan- aslan mücadelesi, (Direklikaya- Terelek) kadın (Terelek) gibi sahnelerin olduğu bu mezarların sade bir örneği de Durağan- Ambarkaya mezarıdır. Etkileyici bir cephe veren bu mezarların figürlenmelerinde Anadolu ve Grek kaynaklı semboller birlikte görülür. Aslan mücadelesi ya da Kybele’den getirilen kadın figürlerinde olduğu gibi , ahşap malzemenin taşa geçmiş örnekleri olan söz konusu olan mezarlar İ.Ö. V- İ.S. II. Yüzyıllar arasına tarihlenirler. Bu arada Boyabat’ın kuzeyinde Dogurga kaya kabartması da çok tahrip olmakla birlikte bir insan vücudunu tasvir etmektedir.

Kaya mezarlarından kazılara dönülürse, bu kazıların amacı Yunan kolonizasyonunun başlangıcı ve amacını saptamak, Kimmer, Frig, Hitit ve Yunan öncesi kültlerinin izlerini bulmak, arkaik gelişimin çeşitli periyotlarının sonuçlarını araştırmaktı. Bu kazılarda, Sinop’un devamlı yerleşim merkezi olması özgün bir katmanın bulunmasını imkansızlaştırmıştır.

Kazılarda günümüzde sergilenmekte olan Serapis tapınağının kalıntısı bulunmuştur. Güneydoğusunda altarı olan yapının parçaları beş grup halinde arkaik dönemden Roma dönemine kadar tarihlenir . Buluntuların İ.Ö.IV. yüzyıldan öteye gitmediği ve yapının Hellenistik dönemden kaldığı belirtilmiştir. Ayrıca günümüzdeki mezarlığın içi ve dışında yerleşmiş olan nekropol büyük tahribata rağmen birçok mezar steli , Yunan ve Roma dönemine ait aslan kabartmaları vermiştir ki bunlar Kastamonu-Ankara ve Sinop müzelerinde sergilenmektedir. Tapınak kalıntısının güney yönünde mozaik kalıntıları çıkmıştır. İ.Ö.IV. yüzyıldan kaldığı sanılan bu mozaiklerin üstü kazıdan sonra tekrar örtülmüştür ki bu parçalar günümüzde Sinop Müzesi’nde bulunmaktadır.

Sinop’ta en büyük arkeolojik buluntu ve yapı ise Balatlar yapı kompleksidir. Yapı Kompleksinin çevresinde sokak aralarında pek az kısımları koruna gelmiş yapı kalıntıları, şehrin bu bölümünde Antikçağdan beri idari yapı gruplarının olduğunu göstermektedir. Muhtemelen Mithridatlar dönemi idari yapıları belki sarayı aynı alanda yer almaktaydı. Roma döneminde de kullanılan alanda en iyi koruna gelen yapı kompleksi Bizans dönemine aittir. VI. Yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Haçvari planlı bir ana mekan ve önünde avlu benzeri yapı kalıntısı bulunan kompleks içinde fieskolu (duvar resimli) geç devir şapeli (küçük kilise) bulunmaktadır. Şahıs mülkiyetinde bulunmakta olan yapı grubu 2000 yılında kamulaştırılmıştır.

Sinop’ta darp edilen sikkelerde yunus balığı üzerinde kartal, gemi pruvası, tanrı ve tanrıça figürlerinin yanı sıra Roma döneminde arkaik bir Dionysos tasviri dikkat çekicidir. Bu geç dönemde arkaizme dönüş paganizmin Hıristiyanlıktan daha köklü bir din olduğunu kanıtlamak için yapılmıştır. Söz konusu arkeolojik malzeme, 1941’de Pervane Medresesi’nde açılıp, 1970’de kendi binasına taşınan Sinop Müzesi’nde sergilenir.


FOLKLOR


Sinop, Orta Karadeniz Bölgesi’nde, Anadolu’nun en kuzey ucunu oluşturan bir yarımada üzerinde bulunmaktadır. Geçiş yolu olmaması nedeniyle ilin kıyı kesimlerinde başka kültürlerle çok fazla etkileşim olmamasına rağmen iç kesimlerde, yani Kastamonu, Samsun ve Çorum illeriyle sınır olan bölgelerde kültürel etkileşim kendisini göstermektedir.

1214 yılına kadar Roma ve Bizanslıların elinde olan, bu yıldan sonra Türklerin eline geçen Sinop’a 19. yüzyıldan itibaren Kafkasya’dan göçen Abazalar, Çerkezler ve Borçka tarafından gelen Gürcüler yerleştirilmiştir. Sinop’ta, bu etnik grupların ve mübadeleye kadar burada yaşayan Rumların da etkisiyle zengin bir kültürel doku oluşmuştur.
Halk Edebiyatı

Folklorun önemli konularından birisi olan halk edebiyatı alanında yörede yapılmış derlemeler sonucu tespit edilmiş ürünlerden atasözleri, maniler ve bilmecelerden örnekler şunlardır :
Atasözleri ve Deyimler

– Aç köpek kurttan korkmaz.
– Ağustos ayında yatan öküzü zemheride bökelek tutar.
– Ana baba evlat için, evlat kendi başı için.
– Atın gayarsızından, erkeğin ayarsızından, kadının hayasızından kork.
– Beğenmeyen kişi eline alır işi.
– Buğday ile koyun, kalanı oyun.
– Can gövdeye yük olmaz.
– Danışan dağı aşar.
– Dibini görmediğin suya taş atma.
– Dostun attığı taş baş yarmaz.
– Er eken bol alır, er giden yol alır.
– Eti ciğer eden de avrat, ciğeri et eden de.
– İşin biter aşın biter.
– Konuğun şaşkını köşeye oturur kış günü.
– Ocakta tek odun düşünür, iki odun konuşur, üç odun tutuşur.
– Oğlanın adı memiş, gurbette kazanmış gurbette yemiş.
– Tarlayı dizle, tohumu gizle.
– Yazlık zor olur, güzlük bol olur.
– Yüz yüzden, göz gözden utanır.
– Zengin arabasını dağdan aşırır, fukara düz yolda şaşırır.
Bilmeceler

– Uzun boylu, arap başlı. (Çivi)
– Uzun oluk bu mudur, içi dolu su mudur. (Yayık)
– Allah yapmış yapısını, demir açmış kapısını. (Kabak)
– Dışı kazan karası, içi peynir parası. (Kestane)
– Dal ucunda düğmecik. (Damla)
– Sık ormanda bakal oynar. (Mekik)
– Beş oğlum var, yonga çıkarmadan ev yapar. (Çorap çubuğu)
– Sarı öküzün yattığı yerde ot bitmez. (Ateş)
– Uzun kuyu, kümbür kümbür suyu. (Yayık)
– Dört eğri, bir doğru. (Boyunduruk)

– Çın çın çekirge misin
Akçacık yumurta mısın
Hanımlar gezmeye çıkmış
Sen daha burada mısın. (Nergis)

– Mini mini minare,
Minarede kanarya,
Kanaryada balık,
Balığın ucu yanık. (Gaz lambası)
Halk Oyunları

Yöre çalgıları davul, zurna, tef, bağlama, mızıka, tulumdur. Oyunlar karşılama türündedir.

Yörede oynanan oyunlar şunlardır: Ayancık Eymeleri, Ayancık Çiftetellisi, Muhtar, Karasuda Pazar Var, Munise, Boyabat’ın Pirinci, Derelerde Kuşburnu, Boyabat Çiftetellisi, Gürcü Horonu ve Tütün’dür.
Türküler

– Sinop Tabyaya Yakın – 1987 yılında derlenmiştir.
– Tabaklı’nın Deresi – Ahmet TUFAN tarafından derlenmiştir.
– Muallim – Ahmet TUFAN tarafından derlenmiştir.
– Ezelidir Deli Gönül Ezeli – Burhanettin TUNÇ tarafından derlenmiştir.
– Cimdallı (Arabayı Koşalım) – Ahmet TUFAN tarafından derlenmiştir.
– İp Attım Ulaş Diye – Nida TÜFEKÇİ ve Güven YAPAR tarafından derlenmiştir.
– Bizde Gelin Almacıya Hoş Geldin Derler – Burhanettin TUNÇ tarafından derlenmiştir.
– Entere Aldım Kırk Beşe – Muzaffer SARISÖZEN tarafından derlenmiştir.
– Kumkapının Kilidi – Muzaffer SARISÖZEN tarafından derlenmiştir.
– Ak Bakraçlar Susuz Galdı – Ferruh GÜVEN tarafından derlenmiştir.
– Adanın Burnunu Duman Bürüdü – Burhanettin TUNÇ tarafından derlenmiştir.


HELESA (SELLİM)


Helesa Geleneği (Sellim)

Sinop’a özgü önemli bir gelenek Ramazan ayında “sellime çıkma” ya da diğer adıyla “helesa”dır.

Helesa geleneğinin ortaya çıkışıyla ilgili söylence ise şöyledir:
“Çok eski devirlerde, gemiler yelken ile çalıştığı zamanlarda Karadeniz’de sığınacak üç liman varmış. Bunlar Temmuz, Ağustos ve Sinop’muş. Yani Karadeniz sadece Temmuz ve Ağustos aylarında fırtınasız olur, diğer zamanlarda da gemiler ancak Sinop limanında barınabilirmiş.

Yine böyle bir kış mevsiminde, bir yelkenli gemi Sinop limanına sığınmış. Haftalarca burada mahsur kalındığından kumanyaları tükenmiş. Açlık baş göstermiş. Dilenmek istemediklerinden kimseden bir şey isteyememişler.

Bir gün kaptanın aklına feneri alıp ev ev dolaşarak mani söyleyip yardım istemek gelmiş. Filikayla şehre çıkıp gece feneri de yakarak ev ev dolaşıp, mani söyleyerek yiyecek toplamışlar.

Bundan sonra Sinop’ta bu olay gelenek haline gelmiş ve her Ramazan ayının 15’inden itibaren helesaya çıkılır, bahşiş toplanır olmuş.”

Ramazanın 15’inden itibaren gençler akşamdan hazırladıkları süslü kayıklarla sellime çıkarlar. Kayıklar birkaç kişinin taşıyacağı büyüklüktedir. Son derece güzel süslenirler, fenerlerle, mumlarla ışıklandırılırlar.

Akşamları iftardan sonra gençler bu süsledikleri kayığı omuzlarında taşıyarak bir mahalleye gelirler. Kayığı her ev tarafından görülecek bir yere koyarlar ve evlerin kapılarına gidip helesanın bir bölümünü söyleyerek bahşiş isterler. Bahşişler bir mendile sarılarak ve düştüğü yer görülsün diye mendilin ucu yakılarak helesacılara atılır.

Sellime çıkanlar içinde sesi güzel olanlardan biri aşağıda sözleri yazılı olan helesadan bölümler okur, diğerleri de nakarat kısmını söyleyerek kapı kapı dolaşır ve bahşiş toplarlar.

 

Helesa
Bismillahla başlayalım
Ayva dalı taşlayalım
Bu yıl burda kışlayalım
Helesa yelesa
Heyemola yusa hop

Altımızda çürük minder
Altını üstüne dönder
Aman beyim bahşiş gönder
(Nakarat)

Ahçımızın adı Tayyar
Bir kepçe koyar iki sayar
Bununla gemici doyar
(Nakarat)

Akgöl SinopGemi geldi duydunuz mu
Selam verip aldınız mı
Bu gemiyi tanıdınız mı
(Nakarat)

Kaptanımız fener taşır
Uyuz olmaz durmaz kaşır
Tayfalarım hamsi taşır
(Nakarat)

İnce burundan geçerken
Sırmalı sancak açarken
Biz doldurup biz içerken
(Nakarat)

Bir gemim var çift direkli
Tayfası aslan yürekli
Filikası çifte kürekli
(Nakarat)

Elimde şimşir sopası
Olduk çocuk maskarası
Sonumuz mektep hocası
(Nakarat)
Aşağı hamamın yokuşu
Söküldü mestin dikişi
İlle de kocakarıların cümbüşü
(Nakarat)

Dal budarım dal budarım
Bahçede bülbül güderim
Sizleri her yerde methederim
(Nakarat)

Bahşişi almamış olmaz
Gemi düzenini bulmaz
Tayfalar buna razı olmaz
(Nakarat)

Sıçan gelir takur tukur
Ben sanırım düze dokur
Komşu bizden fakir
(Nakarat)

Büyük cami direk ister
Söylemeye yürek ister
Arkadaşlar bahşiş ister
(Nakarat)

Aşağları geze geldim
İnci mercan dize geldim
Bakın beyim size geldim
(Nakarat)

Bir gemim var boyda bosta
Baş üstüne kurdum posta
Bizden selam olsun eşe dosta
(Nakarat)

Hasan ağbi geldik size
Hatırın kalmasın bize
Bahşişi çok gönder bize
(Nakarat)


EL SANATLARI


Keten Dokuma :

İlimizde sadece Ayancık ilçesinde keten üretimi yapılmakta ve keten dokunmaktadır. Günümüzde yalnız bir kaç kişi tarafından bu iş yapılmaktadır. Keten dokumak için öncelikle ipin elde edilmesi gerekmektedir. Bu da oldukça zahmetli bir iştir. Temmuz ayında ekimi yapılır. Daha sonra çeşitli işlemlerden geçirilerek ip haline getirilir. İp haline gelen keten yörede “düzen” adı verilen dokuma tezgahlarında 30, 40 ya da 50 cm eninde dokunur. Bu dokumadan yöresel adıyla göynek, nezgep, paça, erkeklere pantolon, ceket, yelek gibi giyim eşyaları ve çarşaf, peşkir, örtü gibi ev eşyaları yapılmaktadır.

Çember :

Çember yörede çok eskiden beri dokunan ve başörtüsü olarak kullanılan bir dokuma türüdür. Özellikle Boyabat, Durağan ve Saraydüzü ilçelerinde sıklıkla görülmektedir. Günümüzde hala başörtüsü olarak kullanılmaya devam eden çember, bu işlevinin yanı sıra masa, sehpa gibi yüzeylerde örtü olarak, ayrıca gömlek, bluz gibi elbiselerde de model veya aksesuar olarak da kullanılmaya başlanmıştır. Çember düzen adı verilen dokuma tezgahlarında, tarak boyunagöre genellikle 50-60 cm eninde ve 100-120 cm boyunda dokunur. Kenarları şerit halinde orta kısmı bütün olarak desenlidir. Çemberin üzerine dokuma yapılırken demirkırat, kibrit kabı, baygın gibi nakışlar atılır.

Mahrama ve Peşkir :

Mahramalarda çember gibi düzen adı verilen tezgahlarda dokunmaktadır ancak çembere göre daha sık dokunup kenarlarına da yöresel desenler işlenmektedir. Geçmiş dönemlerde gündelik yaşantıda el ve yüz havlusu olarak kullanılmak amacıyla dokunmuşlardır. Mahrama ile aynı teknikle dokunan ve aynı işlevi gören peşkirlerin ayırt edici özelliği ise mahramaya göre daha ince ve uzun olarak dokunmasıdır.

Kotracılık ve Gemi Modelciliği :

1950’li yıllarda Sinop Cezaevi’nde yatan iki mahkum tarafından başlatılan bu el sanatı, mahkumların cezaevinden çıktıktan sonra Sinop’ta kalarak bu sanatı devam ettirmeleri ve yanlarında çalışan çıraklara kotra yapımın öğretmeleri neticesinde il merkezinde hızla yayılmıştır. İl merkezinde bu sanatla ilgilenenler oldukça fazladır. İlk başlarda Sinop Limanı’na gelen yolcu vapurlarındaki ziyaretçilere hediyelik eşya olarak sunulan kotralar, zamanla ünlenmiş ve il dışına da hediyelik eşya olarak gönderilmeye başlanmıştır. Bugün Sinop’a gelen yerli ve yabancı turistlerin hediyelik olarak aldıkları tekneler Sinop’un simgesi haline gelmiştir.

Günümüzde geleneksel yöntemlerle devam eden Kotracılığın yanı sıra, daha güncel olan, teknik bilgi gerektiren ve projeli olarak çalışılan tekne modelciliğini de bu el sanatında görmekteyiz.

Tüm detayları ahşap ve el işçiliği ile üretilen tekne modellerinde (çektirme, taka, sandal, kalyon, gulet, yat, balıkçı gibi) farklı özellikte ağaçlar kullanılmaktadır. En çok kullanılan ağaçlar ceviz, gürgen, kayın, kavak, dişbudak, akçaağaç vb.’dir. Tekne donanımlarında ise misina ve naylon ip kullanılmaktadır.

Bıçakçılık :

Sinop’ta ÖZEKES ailesinin dört kuşaktır devam ettirdiği el yapımı bıçak üretimine, ilk dedeleri Hüseyin usta 1890 yılında bir hobi olarak başlamış ve el yapımı bıçaklar Sinop’un tanıtımında bugün başta gelen el sanatlarından biri olmuştur. Bıçakların yapımında yüksek karbonlu İsveç takım çeliği, saplarının yapımında ise manda, geyik boyunuzu, gül ağacı kökü kullanılmaktadır. Korkuluk ve tepe malzemesi kaliteli pirinçten, kınları ise kaliteli sığır derisinden yapılmaktadır. Bıçaklar, dekoratif bıçaklar, mutfak bıçakları ve av bıçağı olarak üretilmektedir.

Giyim – Kuşam

Yörede erkekler zıpka adı verilen paçaları dar, üzeri bol pantolon, üste yakasız gömlek giyerler. Gömlek üzerine salta adı verilen cepken giyilir.

Kadınlar içlerine göynek giyerler. Göyneklerin yakası nakış ile süslenmiştir. Bazı yerlerde göyneklerin etek kısmı işlenmektedir. Göynek üzerine kurtlu, fındıklı ya da altıparmak adı verilen üçetek giyilir. Alta paça adı verilen, altı ketenden ya da bürümcükten, üstü amerikan bezinden yapılan, paça kısmı işlemeli, beli uçkur ile bağlanan don giyilir. Bele yün ya da pamuktan dokunmuş kuşak bağlanır. Bunların üzerine de öne önlük takılır.

Kıyafeti başlık tamamlar. Ayancık ve köylerinde başa nezgep takılır. Bazı yerlerde başa fes takılır, onun üstüne yazma, kesmeli poğaça, iç kısımlarda çember örtülür. Genel olarak ise sarı yazma bağlanır. Başın üstünde de alınlık denilen “çatkı” vardır. Boyabat’ta ise başa örtülen örtüye “pıta” denir.


SİNOP YEMEKLERİ


 

Ceziret-ül Uşşak'tan LezzetlerYöredeki kültürel çeşitlilik beslenme biçimini de etkilemiştir. Beslenmede tahıl ürünleri ağırlıktadır. Kış sebzelerinin çokluğu da mutfağı zenginleştiren bir etmendir. Kestane, ayva gibi meyvelerden yemeklik olarak da yararlanılır.

Yöre Yemeklerinden Örnekler: Nokul (üzümlü cevizli, kıymalı, yoğurtlu), pilaki, mısır pastası, kaşık çıkartması (mamalika), keşkek, içi etli hamur (kulak hamuru), ıslama, mısır çorbası, mısır tarhanası, sirkeli pırasa, içli tava, katlama, kabak millesi, hamursuz tatlısı.

 

Mısır Çorbası : Malzemeler: Çorbalık mısır, barbunya fasulye (mısırdan daha az) yağ, soğan, kemikli et, tuz.

Yapılışı: Çorbalık mısır ve barbunya bir akşam önce bir kapta soğuk suyla ıslatılır. Ertesi gün içine su ilave edilerek biraz haşlanması sağlanır. Daha sonra ayrı bir tencerede kavrulan kemikli et haşlanan bu karışıma eklenir ve pişirmeye devam edilir. Ne et ne de mısır tam olarak pişmemelidir ki her ikisi bir araya gelince pişme olayı devam edebilsin. İyice piştikten sonra ayrı bir kapta iri doğranmış ve yağda hafifçe sarartılmış soğanlar tuz ile birlikte yemeğe ilave edilir. Biraz daha pişirilip altı kapatılır.

 

İçli tava : Malzemeler: 1 kg Hamsi, 250 gr pirinç, 1 baş soğan, 200 gr tereyağı (ya da arzuya göre sıvı yağ da olur), 1/2 bardak su, 2 yumurta, maydanoz, nane, tuz, karabiber

Yapılışı: Hamsiler ayıklanır ve kılçıkları çıkarılır (eğer kılçıkları kolay çıksın istiyorsanız hamsiyi bir gün dinlendirmelisiniz). Diğer tarafta soğanlar yağda sarartılıp içine pirinç eklenir ve karıştırılarak kavrulur. Tuz eklenerek üzerini kapatacak kadar su konularak pişirilir. Pirinçler diri diri olmalıdır. Pilav suyunu çekince karabiber, bol maydanoz, nane konularak demlenmeye bırakılır. Sırtları unlanan hamsiler yağlanmış tepsiye sırtları gelecek ve tavanın her yerini kapatacak şekilde dizilir. Burada dikkat edilecek husus hamsilerin hep aynı şekilde ve yarı yarıya birbirinin üzerine gelecek şekilde dizilmesidir. Bu şekilde dizilmezse pişirme esnasında araları açılır. Tepsinin kenarlarına da bir kısmı tepsiden sarkacak şekilde dizilmelidir ki sonradan üzeri kapatılabilsin. Dinlenmiş pilav bunun üzerine dökülür ve yerleştirilir. Kalan hamsiler ve tepsinin kenarından sarkanlar ile pilavın üzeri tamamen kapatılır. (Görünüm olarak pasta şeklini almalıdır) Hamsilerin üzerine çırpılmış yumurta sürülür. Fırına sürülür ve çevire çevire pişirilir.

 

İçi Etli Hamur – Kulak Hamuru (Sinop Mantısı) : Malzemeler: Un, yumurta, su, tuz, soğan, kıyma, karabiber, ceviz

Yapılışı: Yumurta, un, tuz ve suyla orta sertlikte bir hamur yoğrulur ve parçalara ayrılır. Hamur bir süre dinlendikten sonra oklavayla orta kalınlıkta açılıp yaklaşık beşer santimlik karelere bölünür. Karelerin içine kıyma, soğan, tuz ve karabiberden oluşan karışımdan konur. Üçgen şeklinde katlanarak uzun uçları bir araya getirilir. Böylece hamur kulak şeklini almış olur. Katlanan mantılar kaynayan tuzlu suya atılır. Bir iki taşım kaynadıktan sonra pişip pişmediği kontrol edilerek tencerenin altı kapatılır ve yapışmaması için üzerine soğuk su dökülür. Daha sonra süzgeçten geçirilerek tabaklara alınır. İki ayrı tabağa alınan mantılardan birinin üzerine sarımsaklı yoğurt, diğerine de bol ceviz serpilir. Üzerlerine kızdırılmış tereyağ dökülerek servis yapılır. Tereyağına bir miktar salça karıştırılabilir. Arzuya göre nane, kırmızı biber ya da sumak konabilir.

Mantı evlerde büyük tepsilerde hazırlanarak servis yapılır. Eğer cevizli mantı tepsiye döşenecekse ceviz önce tepsinin dibine biraz serpilir, üzerine biraz pişmiş hamur konur tekrar üzerine ceviz serpilerek kat kat döşenir. En son üzerine kızdırılmış tereyağı gezdirilir.

 

Nokul : Sinop’un da en yaygın ve bilinen yemeği nokuldur. Bu bir börek çeşididir. Bilhassa dini bayram günlerindeki ziyaretlerde gelen misafirlere ikram edilenlerin başında gelir. Hemen her aile mutlaka nokul yapar. Kıymalı, üzümlü-cevizli ve yoğurtlu olmak üzere üç çeşidi vardır.

Malzemeler : Un, su, tuz, maya, yağ, soğan, kıyma, tuz, karabiber (kıymalı için)

Yapılışı: Un, su, tuz karışımıyla kulak memesi yumuşaklığında mayalı bir hamur yoğrulur ve dinlenmeye bırakılır. Diğer tarafta ince doğranmış soğanlar yağla sararıncaya kadar kavrulur. İçine yine başka bir tencerede önceden kavrulmuş kıyma ilave edilir. Karabiber ile tuzda konarak içi hazırlanmış olur. Arzuya göre karanfilde ilave edilebilir. Hamur orta büyüklükte parçalara bölünür ve oklavayla açılır. Açılan yufka yağlanır, üzerine hazırlanan içten bir miktar konup dağıtılır. Yufka ortadan ikiye bölünerek ayrı ayrı olarak içle birlikte rulo şeklinde yuvarlanır. Yağlanmış tepsiye nokullar döşenir ve bıçakla üçer cm aralarla yarı yarıya kesilir. Böylece hem birbirinden kopmaz hem de içi pişmiş olur. Üzerine yumurta ve arzuya göre çörek otu serpilerek orta ısıdaki fırında pişirilir. İç malzemesi olarak üzüm ceviz karışımı ya da süzme yoğurt da konulabilir. Üzümlü nokulun kesme tarzı baklava dikisi şeklindedir.

 

Kestaneli İç Pilav : Sinop’un kestanesi meşhurdur. Daha çok Karasu-Erfelek ve Ayancık’ta yetişir. Sinop kestanesi adıyla bilinir. Haşlama, kebap gibi çerezlik çeşitleri yapılsa da kestane burada kimi yemeklerin ana malzemesi olur.

Malzemeler: Kestane, kuşbaşı et, pirinç, soğan, nohut, kavrulmuş fıstık, kuş üzümü, kekik, karabiber, tuz

Yapılışı: Kuşbaşı et yıkanır, yağsız olarak kavrulur. Suyunu çekince kekik, karabiber de eklenip biraz tereyağında hep birlikte kavrulur. Et pişince tuzu eklenip tencere ateşten alınır. Ayrı bir tencerede iki baş soğan tereyağında, sararana dek kavrulur. Diğer yanda bademler suda bekletilip kabukları çıkartılır, soğan tenceresine atılır. Kavurma işlemi bademler de kızarana dek sürer. Dolmalık fıstık ayrıca kızartılır. Pirinç sıcak suyla haşlanıp, soğuk suda yıkanır ve bademlerin üzerine eklenir. Ama istenirse pirinç, etle birlikte de kavrulabilir. Bademli karışım tenceresi sürekli karıştırılarak kavrulur. Sırayla önce kuş üzümleri, sonra haşlanmış nohut ve kavrulmuş fıstık eklenir. Tencereye et, tuz ve karabiber de ilave edilince, malzemeler pembeleşene dek kısık ateşte kavrulmaya devam edilir. Sonra malzemeyi bir parmak geçecek kadar su eklenip pilavın pişmesi beklenir. Piştikten sonra demlenmeye alınan pilava haşlanmış ya da kavrulmuş kestaneler eklenip tencerenin kapağı kapatılır.

 

Hamursuz Tatlısı : Malzemeler: 1 yumurta, süt, un, nişasta, su, ceviz, yağ, şeker, limon

Malzemeler: Kestane, kuşbaşı et, pirinç, soğan, nohut, kavrulmuş fıstık, kuş üzümü, kekik, karabiber, tuz

Yapılışı: Yumurta, süt ve un karıştırılarak tatlı hamuru yumuşaklığında hamur yoğrulur. Yoğrulan hamur biraz dinlendirildikten sonra ufak parçalar bölünür. Bir miktar un ve nişasta birbirine karıştırılır ve bu karışım ile yufkalar açılır. Açılan yufkaların her iki tarafı da sacda hafif kızarana dek pişirilir ve ayrı bir tepsinin içine su konur. Başka bir tepsi ise yağlanır. Yufkalar su dolu tepsiye batırılıp çıkarılarak yağlanmış tepsiye üst üste döşenir. Yalnız her yufkanın arası sıvıyağ ile yağlanmalı ve kırık ceviz serpilmelidir. İşlem bittikten sonra üzeri yağlanıp börek şeklinde kesilerek fırına verilir. O arada tatlı şerbeti hazırlanır. Fırından çıkan tatlının üzerine şerbeti yedirilerek dökülür. Yalnız burada dikkat edilecek husus birinin sıcak, birinin soğuk olmasıdır.

 

Kaşe Tekstil

Üye Girişi
Kullanıcı Adı
:
Şifre
:
Şifremi Unuttum?
SINOP İçin 5 Günlük Hava Tahmini
KÖŞE YAZARLARI
Anket
Aktif anket bulunamadı
Hamsilos
Son Yorumlar