Merhaba Ziyaretçi; Bugün Saat
ALASÖKÜ

TARİHÇE

Köyün adının nereden geldiği hakkında bilgi yoktur.

Doğusu: Alemkeri Efendi Hanesi ve Bayka ile mahdut (sınır), Batısı: Akyaka veya Türbe (Yemişen) ile mahdut (sınır), Güneyi: Kabalı Çayı, Arpalık Deresi ile mahdut (sınır), Kuzeyi: Karasu Caddesi, Gelir Pınar ile mahduttur (sınırdır).

Sizce yukarıdaki sözcükler ne demektir? Nereyi tanıtmaktadır? Sinop Valiliği Mahalli İdareler Müdürlüğü’ndeki KÖY SINIR DEFTERİ’NDE yazılan bilgilere göre 31 EKİM 1927 tarih ve 291 numara ile İL İDARE KURULU’NCA tasdik edilen 13 EKİM 1955 tarihinde de TAPU DAİRESİ’NCE TESCİL edilen yukarıdaki bilgiler ALASÖKÜ KÖYÜ’ nün sınırlarını tanımlamaktadır. Köyümüz, Karadeniz’in incisi Sinop Merkez İlçe’ye bağlı bir köydür.

Bu şirin köyün tarihine ait elimizde yeterli bilgi belge maalesef yoktur. Bu konuyla ilgili çalışmayı gündeme aldığımız şu günlerde artık geçmişle günümüz arasında bağlantıyı sağlayacak asırlık çınarlarımız bir elin parmakları kadar bile yok. Tüm bu eksiklere rağmen böylesi bir çalışmayı yapmak köyümüze ve gelecek kuşaklara olan borcumuzdur.

Elbette bir köyün tarihi bağlı olduğu ilin tarihinden bağımsız olarak düşünülemez. Bilindiği gibi Anadolu Türklerden önce bir Bizans ülkesi idi. Öte yandan Karadeniz Bölgesi ise Rum Pontus Devleti egemenliği altıda bir bölgeydi. Sınırlar Kastamonu dan başlayarak Kars’ ın bir bölümünü içine alacak şekilde uzanıyordu. 1071 Malazgirt savaşı ile Anadolu’nun kapısı Türklere açılmıştır. Orta Asya’daki huzursuzluktan korunmak için batıya göçen Türkler Anadolu’yu asıl yurt olarak benimsenmiştir. Batıya göçen Türklerden Oğuz boylarından biri olan Çepniler Türk tarihinde; özellikle Karadeniz Bölgesi’nin Türkleşmesinde çok önemli bir rol oynamışlardır. Özgün kültürlerini günümüzde de muhafaza etmekte ve sürdürmektedirler. Çepniler, sayıları 24 olarak belirlenen Oğuz Boyları’ndan biri ve en kalabalık olanıdır. Üç – Oklar ‘ın Gök Han koluna bağlıdırlar. Bilindiği gibi Oğuzlar; Türkiye ve Azerbaycan Türklerinin, Türkmenistan, Irak ve Suriye Türkmenleri ile Gagauzlar’ın atalarıdır. Cümleden anlaşıldığı üzere Çepniler Orta Asya kökenlidir. Çepni isminin yer aldığı ilk yazılı metin, ilk Türk bilgini olan Kaşgarlı Mahmud’un 1070 yılında kaleme aldığı Divanü Lügati’t-Türk isimli eserdir.

Günümüze intikal eden kaynaklarda yer alan bilgiler, Çepnilerin, Osmanlı Hanedanı’nın mensup olduğu ve en önemli, en şerefli, en büyük Oğuz Boyu olan Kayılara yakın önemde bir boy olduğu kanaatini uyandırıyor. Ne var ki onların savaşçı karakterleri, önemlerini günümüze yansıtacak kalıcı ürünler meydana getirmelerini engellemiş. Çepnilere ait kabileler, değişik tarihlerde farklı cephelerde savaşmışlar ve ordu ile gittikleri bölgelere yerleşmişler. Savaşlarda nüfusları azalmış. Belli ve kalıcı bir kültür oluşturamamışlardır. Çepniler; 1071’de Anadolu’nun, 1277 yılından itibaren de Sinop’tan Trabzon’a kadar olan Karadeniz Bölgesi’nin fethedilmesinde çok aktif görevler üstlendiler. 1277 yılında Sinop’a saldıran Rum Pontus İmparatorluğu’nun ordusunu bozguna uğrattılar. “Kaynak: Vikipedia (Özgür Ansiklopedi)”

Çepnilerin bu faaliyetleri sonucunda Karadeniz Bölgesinde Türkler ve diğer uluslar varlıklarını sürdürdü. daha sonraki süreçlerde Türklerin faaliyetleri sonucunda sırası ile Beylikler dönemi akabinde de Osmanlı Devletinin egemenliğine girerek günümüze kadar gelmişlerdir. Selçuklular zamanında Anadolu’nun diğer kısımları Türkleşmiştir. (13. yüzyılın başları, 1204). Bu dönemde Sinop’ta Türkler ile birlikte Rumlar ve Ermenilerle yaşamaya devam etmişlerdir. Anadolu Selçuklu devleti 13. yüzyılın ortalarında dağılmaya başlayınca Anadolu da beylikler dönemi başlamıştır. Bu dönem sırasıyla Pervaneoğulları Beyliği, Candaroğulları Beyliği hüküm sürmüştür. Osmanlı Devleti kurulduktan sonra Anadolu’da birliği sağlamak için yaptığı fetih savaşları ile ulusal bütünlüğü sağlamaya çalışmış ve Fatih Sultan Mehmet döneminde İstanbul’un fethinden sonra Sinop savaş yapılmadan Osmanlı yönetimine dâhil edilmiştir. Böylece Sinop Osmanlı Devleti egemenliğine geçmiştir. Osmanlı eline geçen Sinop sancak olan Kastamonu’ya bağlı olarak kadılıkla yönetildi. 1920 yılında da Sinop bağımsız bir sancak olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda da il olarak yönetilmeye devam etmiştir. Osmanlının eline geçmiş olması bu bölgenin birden Türkleştiğini söylememizi mümkün kılmıyor. Öyle anlaşılıyor ki Osmanlı Devleti yıkılıp yerine Türkiye Cumhuriyeti kurulana değin sayıları azalmakla birlikte Sinop ve çevresinde Rumlar, Ermeniler ve Türkler birlikte yaşamışlar. Osmanlının son dönemlerinde yaşanan birinci dünya savaşı ve gelişen milliyetçilik akımları ile geçmişte bu bölgede kurulu olan Rum Pontus Devletinin yeniden kurmak amacıyla harekete geçen Rumlar ile çatışmalar meydana gelmiştir. Özellikle sahil kasabalarında Rumların yoğun şekilde yaşadıkları eski insanlarca anlatılmaktadır. Rumların, Ermenilerin ve Türklerin zaman iyi ilişkiler yaşamalarına karşı dünyada ve bu coğrafya da yaşanan gelişmelere bağlı olarak çatışmalar yaşandığı bilinmektedir. Sinop tarihine kısaca değindikten sonra gelelim köyümüz tarihine; Sinop ve çevresi çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapmış bir bölge olduğu kazılarda çıkartılan buluntulardan anlaşılmaktadır.

Alasökü köyü ise bilinen yakın dönemde tahmin edileceği gibi şu anki hali gibi değil büyük çoğunluğu ormanla kaplı halde idi. Köyün adının da bu ormanların sökülmesi ve yurtlaştırılması anlamına gelen sökü kelimesinden kaynaklı olabileceği gerçeğe en yakın tahmin olarak düşünülmektedir. Ancak Alasökü isminin Türkler mi yoksa bu bölgenin önceki sahipleri bu ismi verdiğine dair bir bilgiye de ulaşamadık. Sözlü tarih araştırması sırasında bu ismi Türklerin verdiğine dair bilgiler aldık. Çünkü “Ala” Türklerde renk anlamında kullanılan bir sözdür hatta kırmızı renk anlamanda kullanıldığı bilinmektedir. “Sökü” kelimesi özellikle Sinop ve Kastamonu çevresinde kullanılmaktadır.  Alasökü Köyü Osmanlı döneminde idari yapı olarak şimdi dört ayrı muhtarlık olan köylerin dâhil olduğu (Emirhalil, Karapınar, Tombul ve Alasökü) Tombul Divanınca ve o dönem yönetimince seçim yapılmaksızın belirlenen Kâhya’larca (muhtar) yönetilmekteydi. Bu dönemde muhtarlara “Kâhya” denmekteydi. Bugün bile hala kullanılmaktadır. Tombul divanı döneminde divanın merkezi olan Karapınar ile ilişki içerisinde olmuştur. Bu dönemde kâhya olanlar halk tarafından seçilmezdi. Muhtarları halk adına köyün ileri gelenleri sayılan 3 – 5 kişi bir araya gelerek belirlerdi. Böylece kendisine muhtarlık mührü verilen kişi hükümete (özel idareye) gidip mührü gösterir, kütüğe hangi köyün muhtarı olduğunu yazdırırdı. Bundan sonra ise köy ondan sorulurdu. Bu durum 1946 yılına kadar böyle devam etmiştir. 1946 ya kadar iki dereceli seçim sistemi denen yani şimdiki gibi halkın sandığa giderek oy kullanmazdı. Onun yerine halkın oy kullanmak üzere sözle görevlendirdiği kişiler (ikinci seçmeler) gidip ilçe merkezlerinde milletvekili seçmek için oy kullanırlardı. 1876, 1908, 1920 ve daha sonraki seçimlerin hepsi 1946’ ya kadar hep böyle olmuştur. Alasökü daha sonra Tombul Divanın dan ayrılıp Köyiçi (Merkez köy), Çoroğlu, Kantaroğlu, Köseli, Mollaoğlu ve Öseli Mahalleri ile birlikte bağımsız bir köy olmuş ve günümüzde de aynı idari yapısını korumaktadır. Ancak bağımsız bir köy oluşuna ilişkin bir tarihe ulaşılmamış olmakla birlikte bu idari yapının Cumhuriyet döneminde 10 Ekim 1927 tarihinde valilik kayıtların da köy sınırları olarak tasdik edilmiş olması; Köyümüzün tüzel kimliğin bu tarihte almış olması fikrini vermektedir.


Editör Zafer ÖZTÜRK

Kaşe Tekstil

Üye Girişi
Kullanıcı Adı
:
Şifre
:
Şifremi Unuttum?
SINOP İçin 5 Günlük Hava Tahmini
KÖŞE YAZARLARI
Anket
Aktif anket bulunamadı
Hamsilos
Son Yorumlar